| Sonraki »


Get a scroller sign at mypimpprofile.com!

16/12/2006

Sitem Ederim,


 

       Sitem Ederim,

Ümitle başlayan dost sohbetleri                     
Ümitsiz bitince sitem ederim,
Dost için harcanan tüm saatleri
Kıymet bilmeyince sitem ederim.

İyi günde çokmuş seni anlayan
Kötü günde yokmuş seni arayan
Anladım kalmamış dosta ağlayan
Gönül Dostlarına sitem ederim.

Dostlar meclisinde maddiyat olmaz
Temeli manevi duygu kaybolmaz
Gönül Dostlarının çiçeği solmaz
Çöllere düşünce sitem ederim.

Mazi denen geçen günler özlenir
Aslında o mazi bizde gizlenir
Kalpten kalbe manevi yol izlenir
Tahrip edilince sitem ederim.

Unutmayın dostu unutanları
Yüreğe yazılan o anıları
Feryadi’den dosta tüm saygıları
Gelmedi denince sitem ederim.

 

          Ali Osman Feryadi

 

 

 

16/12/2006

Tören cikışı

15/12/2006

DENİZLERİN ÜZERİNDE


Pek acayip bir şey bu:
Güz mevsiminde olduğumuz halde
birdenbire güneş koç burcuna girdi baktım.
Baktım birden bire ilkbahar oldu.
Birdenbire kaynadı kanım.
Nerdeyse hani
bulanıp kanıma
bir deve gibi köpürecek,
bir deve gibi oynamaya başlayacağım.

Bir uzaklaşıp bir yakınlaşması kan dalgalarının.
Kendisinden geçmiş insanla dolu bir ova.
Ölümsüz gözle görülmez bir içki âlemi.

Baktım birdenbire canlandı ölü.
İhtiyarlar baktım genç oluverdi.
Baktım bakırlar kesildi som altın.
Daha iyisi geldi yerine,
daha güzeli geldi baktım,
şehrimizden ayrılanın.

İçki, eğlence, tad sarmış şehrimizi.
Elinde bir kadeh var her sarhoşun.
Kimi doymuş, rahat, kendinde,
İçkiye doğru koşmakta kimi.
Gürül gürül süt ırmağı bir yanda,
bir yanda gürül gürül bal nehri.

Pek acayip bir şey bu:
Bir şehirde padişah bir tane olurdu.
gökyüzünde ay bir tane.
Bu şehir padişahlarla dolu,
gökyüzü aylarla, zuhallerle.

Sen haydi koş var git hekimlere,
orda işiniz yok de sizin.
Orda ne dermansızlık, ne dert var,de.
Orda ne gam, ne kasvet var, de.
Orda ne kadı, ne vali.
Ne bey, ne beyin vergicisi.

Davalar, düşmanlıklar, kavgalar zaten
denizlerin üzerinde hiç bir zaman yürüyemedi.

Mevlana Celaleddin Rumi

 

11/9/2006

Türkiye Kupası ve Fenerbahçe (komik:))

***ARKADASLAR SİTEME GİRDİYİNİNİZDE KESİN YORUM YAZIN Kİ GİRDİYİNİZİ BİLİYİM***:)))yorum yazmayı unutmayın..

 

 

Şok sok sok!!! Fenerbahçenin bu senede Türkiye Kupasını alamaması yeni bir tartısmayı da beraberinde getirdi..Acaba Fenerbahçenin Türkiye Kupasını aldığını görebilen insanlar hala yasiyorlar mıydı? KHA olarak olayı derinlemesine araştırdık ve şok fotograflara ulaştık! işte o

 

6/4/2006

_---_KIZ KULESİ HİKAYESİ_---_

                                                          KIZ KULESİ HİKAYESİ

Kızkulesi'nin ulaşılmazlığı nedeniyle, insanlar onun içinde yaşanılanlar hakkında çok fazla bilgiye sahip olamamışlar ve içi ile ilgili hikayeler anlatmak ve düşler kurmak ile yetinmişlerdir.

Kızkulesi ile ilgili anlatılan ilk hikaye; Ovidius'un kaydettiği bir aşk hikayesidir. Hero ile Leandros adlı iki gencin hüzünlü aşkını anlatan bu hikaye, Hero'nun kuleden ayrılmasıyla başlar. Hero Afrodit'in rahibelerindendir ve aşka yasaklıdır.

 

Yıllar sonra Afrodit'in tapınağında yapılan bir törene katılmak için kuleden ayrılır ve orada Leandros ile karşılaşır. Birbirine aşık olan iki genç, Leandros'un gece kuleye gelmesi ile aşklarını kutsarlar. Kızkulesi her gece iki gencin gizli aşkına ve yasak sevişmelerine tanıklık eder. Leandros'un yüzerek kuleye geldigi fırtınalı bir günde Hero'nun yaktığı sevda ateşinin feneri söner. Karanlıkta yolunu kaybeden Leandros boğazın sularına gömülür. Sevgilisinin öldüğünü gören Hero da kendini Kızkulesi'nden boğazın sularına bırakır. Kavuşamayan aşıklara atfen anlatılan bu hikayeden başka bir de;

Kleopatra'nın sonuna benzer bir sonun anlatıldığı yılan hikayesi vardır. Kehanete göre kralın birine, çok sevdiği kızı onsekiz yaşına geldiğinde bir yılan tarafından sokularak ölecegi söylenir. Bunun üzerine kral denizin ortasındaki bu kuleyi onararak kızını buraya yerleştirir. Kaderin kaçınılmazlığını kanıtlarcasına, kuleye gönderilen üzüm sepetinden çıkan bir yılan, prensesin tenine süzülerek zehrini boşaltır. Kral, kızına demirden bir tabut yaptırarak Ayasofya'nın giriş kapısının üstüne yerleştirir. Bugün bu tabutun üstünde iki delik vardır. Yılanın, ölümünden sonra da onu rahat bırakmadığına dair hikayeler anlatılır. En son anlatılan hikaye ise

Osmanlı Dönemi ile ilgilidir. Battal Gazi'nin askerleri ile Kızkulesi'ne baskın yaparak kuleye saklanan hazinelerin ve Üsküdar Tekfuru'nun kızını kaçırdığı ile ilgili hikayedir. Battal Gazi tekfurun kızı ve hazinelerini aldıktan sonra Üsküdar'dan atına atlayıp oradan uzaklaşmıştır. Çokça bilinen "Atı alan Üsküdar'ı geçti" lafı bu hikayeden gelir. Bu hikayeden günümüze gelen bir diğer şey de küçük kulemizin ismi ile ilgilidir. Diğer efsanelerdeki prenseslere de atfen Türkler buraya Kız-Kulesi ismini vermişlerdir. Antikçağ'da Arkla (küçük kale) ve Damialis (dana yavrusu) adları ile anılan kule, bir ara da Tour Leandros ismi ile ün yapmıştır.Şimdi ise "Kızkulesi" ismi ile bütünleşmiş ve bu ismi ile anılmaktadır.

 

 

23/3/2006

BİR HİLAL UĞRUNA YA RAB!!!

____________________________________________________________________

------------

Bastığın yerleri "toprak!"  diyerek geçme, tanı:

Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.

Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:

Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.

18/3/2006

NEVRUZ YENİDEN DİRİLİŞ


                                                                              YENİDEN DİRİLİŞİN EN GÜZEL RESMİ

           Nevruz yüzyıllardan beri Orta Asya ve Ortadoğu'da yaşayan ulusların değişik amaç ve şekillerde kutladıkları geleneksel bir kültürümüzdür.Aslında nevruz doğanın dirilişiyle birlikte

bolluk-bereketi,umudu,su ve kutsal arınmayı ve beraberliği temsil eder.Uluslar baharın gelişini kendi örf ve gelenekleriyle kaynaştırarak günümüze kadar gelmiştir.

           Şubat sonlarına doğru karlar eriyince dağlarda,kırlarda çiçek açmaya başlar.Bu bir anlamda ilkbaharın habercisidir,yeni yılın yeni yaşamın simgesidir.Kış bitmiş,toprak suya doymuş ve uyanmaya başlamıştır.Her toplumun kendine özgü bir nedenle kutladığı nevruz,Türk halkları tarafından bir kurtuluş günü olarak algılanır ve Ergenekon veya Bozkurt efsaneleriyle bağlantılı olarak değerlendirilir.Efsaneye göre;Göktürklere savaş açan yabancı kavimler,hile ile bu savaşı kazanırlar.Savaştan sağ olarak kurtulan Göktürkler Sarp dağlarından geçerek kimsenin kendilerini bulamayacağı bereketli bir ovaya yerleşirler.Ergenekon denen bu yerde giderek çoğalırlar ve ovadan çıkmak istediklerinde yol bulamazlar.Çare olarak demir madeni olan bir dağı eritmeye karar verirler.Demir madenini eritmek için dağların çevresine odun kömür dizilir ve dağ erir.Sonra gök yereli bir Bozkurt çıkar ortaya;nereden geldiği bilinmeyen.Türk'ün önünde dikildi durdu.Herkes anladı ki yolu o gösterecek,Bozkurt yürüdü ;ardındanda Türk Milleti ve Türkler Bozkurtun önderliğinde o kutsal yılın,kutsal ayının,kutsal gününde Ergenekondan çıktılar.Aslında Nevruz her ne kadarda bitmiş olarak gözükse de aslında bitmediğini gelin hep birlikte bakalım hiç olmassa eskilere...

          22 Mart Nevruz'dan bir gün önceyi karşılamaktadır.Bügün Nevruz hazırlıkları yapılır. Çamaşırlar yıkanır,yemekler hazırlanır bu arada yakın akraba ve komşular birbirlerine Nevruz ziyaretine gidip gelmeye başlarlar.23 Mart sabahı erken kalkılır yeni ve temiz elbiseler giyilerek,toplumca eğlenilmeye başlanır.Zamanla islami bir mahiyet kazanan Nevruzla ilgili rivayetler vardır.Bunlardan bazıları arasında;

          Allah dünyayı gece ile gündüzün eşit olduğu Nevruzda yaratılmıştır,

          İlk insan bugün yaratılmıştır,

          Nuh 'un Gemisi'nin karaya ulaştığı gün ve

          Hz.Musa'nın asasıyla Kızıldeniz'i yararak taraftarlarını kurtardığı gün.

          Bayramların önemi şüphesiz milli değerler açısından çok önemli bir etkiye sahiptir.Ancak toplumumuz çoğu alanda yozlaştığı gibi bu alandada yozlaşmaya başlamıştır.Milletimiz bu önemli değerleri bayram kutlamaları olarak değil;bir tatil fırsatı olarak değerlendirmeye başladı.Artık bayramlarda el öpyeye değil diskolarda,barlarda dansöz oynatnaya gider olduk.bunu da ballandıra ballandıra anlatır olduk.benim bayramlarım diskolarda,barlarda dansöz oynatmak değildi benim bayramlarım bayram tatilini fırsat bilip Mayamiye gitmek değildi.Benim bayramlarım garip kuraba ile beraber vakit geçirmek onların bulunduğu soprada bir tas sıcak çorba içebilmekti.Benim bayramlarım,amcamın dayımın nasırlı ellerini öpüp hal hatır sormaktı.Ve daha bir sürü...

          Türk milleti olarak asırlardan bu yana süregelen bayramların değerini bilmek ve bunun idrakine varmamız kanısındayım.Zaten yeterince yozlaştık bari bayramlarımız yozlaşmasın.Bayramlarımızı bütün güzellikleriyle gelecek taşımak dileğiyle...

 

14/3/2006

KıSmEt işte ne yaparsın

     mrb millet ben geldim ve hiçte gitmeye niyetim yok.aslında hiç aklımda yoktu bu blog işi sitelerde geziniyordum baktım nereye gelmişim direk daldım tabi blog a huyum kurusun...

    allaha emanet olun